Merhaba Ben Tokmakçı daha önce spyhackerz forumunda bulunan üst düzeylerdendim son olaydan sonra buraya geldim. Ölümüne sizleyim. 42 yaşındayım. Nickimi yıllarca insanlar yanlış anladı.
Kimisi bunun rastgele seçilmiş komik bir kullanıcı adı olduğunu düşündü kimisi de internette havalı görünmek için uydurduğumu sandı. Ama gerçek çok daha tuhaf gerçek hayatta gerçekten tokmak tüccarıydım. Bildiğiniz tokmak... Tahta tokmak, kauçuk tokmak, büyük tokmak, küçük tokmak, toklayan tokmak... Depomda çeşit çeşit tokmak vardı. Çocukluğumdan beri aile mesleğiydi. İnsanlar çivi çakarken çekiç kullanırdı, ben ise herkese Tokmak daha asil bir seçimdir. diye uzun sunumlar yapardım. Bir dönem çevrede bana Tokmak Kralı bile diyenler olmuştu.
Hayatım tamamen tokmaklarla geçerken bir gün internette dolaşırken siber güvenlik videolarına denk geldim. Önce meraktan izledim. Sonra Linux kurdum. Sonra sanal makineler, ağ analizleri, log incelemeleri derken iş büyüdü. Bir baktım ki geceleri paket yakalıyor, gündüzleri tokmak satıyorum. Müşteriler Bu tokmak suya dayanıklı mı?diye sorarken ben aklımdan TCP paketlerini geçiriyordum ve onlara tokmağım tok tok eder diye cevap veriyodum. Aylar geçti. Siber güvenlik benim için hobiden fazlası oldu. Sürekli eğitim aldım, laboratuvar ortamlarında çalıştım, CTF yarışmalarına katıldım.
Sonra bir gün fark ettim ki insanlar bana hala Tokmakçı diyordu ama artık tokmaktan çok güvenlik açıklarıyla uğraşıyordum. O an anladım ki iki farklı hayat yaşıyorum. Gündüz esnaf, gece teknik rapor yazan bir güvenlik meraklısı. En sonunda profesyonel seviyede siber güvenlik alanında çalışmaya başladım. İnsanlar sistemlerini korumam için bana ulaşıyordu. İşte itirafımın en garip kısmı da bu: Bir zamanlar tokmakların en iyi marka ve ağırlıklarını ezbere bilirken şimdi güvenlik testleri, log analizi ve zafiyet raporları hazırlıyorum. Eski müşterilerim hala yeni tokmak geldi mi diye mesaj atıyor. Ben ise toplantıda güvenlik mimarisi anlatıyorum
Ama içimde yıllardır taşıdığım başka bir yük daha var. Bunu kimseye söylemedim. Bir kadının deposunda duran tam bir koli tokmağı izinsiz alıp götürdüm. Evet, kulağa inanılmaz derecede saçma geliyor ama gerçek buydu. O gün bunun geçici olduğunu, sonra yerine koyacağımı düşündüm. Sonra işler karıştı, koli başka kolilerin arasına karıştı, ben de utandığım için gerçeği söyleyemedim. Aradan yıllar geçti ama o koli tokmak zihnimden hiç çıkmadı.
Belki de bugün hala Tokmakçı diye anılmamın sebebi budur. Hayat bana garip dersler verdi. Bir yanda tokmak ticareti, diğer yanda siber güvenlik... Bir yanda depolar, diğer yanda terminal ekranları... Şimdi geriye dönüp bakınca bunların hepsi absürt bir filmin sahneleri gibi geliyor. Eğer bu itirafı okuyan biri beni tanıyorsa şunu bilsin: Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere sürüklüyor. Ben tokmak satarken kendimi siber güvenliğin içinde buldum. Bugün sistemleri korumaya çalışan biri olsam da geçmişimdeki o saçma olay ve kaybolan bir koli tokmak, hafızamın en tuhaf köşesinde yaşamaya devam ediyor. Sanırım Tokmakçı lakabı da sonsuza kadar peşimi bırakmayacak.
Kimisi bunun rastgele seçilmiş komik bir kullanıcı adı olduğunu düşündü kimisi de internette havalı görünmek için uydurduğumu sandı. Ama gerçek çok daha tuhaf gerçek hayatta gerçekten tokmak tüccarıydım. Bildiğiniz tokmak... Tahta tokmak, kauçuk tokmak, büyük tokmak, küçük tokmak, toklayan tokmak... Depomda çeşit çeşit tokmak vardı. Çocukluğumdan beri aile mesleğiydi. İnsanlar çivi çakarken çekiç kullanırdı, ben ise herkese Tokmak daha asil bir seçimdir. diye uzun sunumlar yapardım. Bir dönem çevrede bana Tokmak Kralı bile diyenler olmuştu.Hayatım tamamen tokmaklarla geçerken bir gün internette dolaşırken siber güvenlik videolarına denk geldim. Önce meraktan izledim. Sonra Linux kurdum. Sonra sanal makineler, ağ analizleri, log incelemeleri derken iş büyüdü. Bir baktım ki geceleri paket yakalıyor, gündüzleri tokmak satıyorum. Müşteriler Bu tokmak suya dayanıklı mı?diye sorarken ben aklımdan TCP paketlerini geçiriyordum ve onlara tokmağım tok tok eder diye cevap veriyodum. Aylar geçti. Siber güvenlik benim için hobiden fazlası oldu. Sürekli eğitim aldım, laboratuvar ortamlarında çalıştım, CTF yarışmalarına katıldım.
Sonra bir gün fark ettim ki insanlar bana hala Tokmakçı diyordu ama artık tokmaktan çok güvenlik açıklarıyla uğraşıyordum. O an anladım ki iki farklı hayat yaşıyorum. Gündüz esnaf, gece teknik rapor yazan bir güvenlik meraklısı. En sonunda profesyonel seviyede siber güvenlik alanında çalışmaya başladım. İnsanlar sistemlerini korumam için bana ulaşıyordu. İşte itirafımın en garip kısmı da bu: Bir zamanlar tokmakların en iyi marka ve ağırlıklarını ezbere bilirken şimdi güvenlik testleri, log analizi ve zafiyet raporları hazırlıyorum. Eski müşterilerim hala yeni tokmak geldi mi diye mesaj atıyor. Ben ise toplantıda güvenlik mimarisi anlatıyorum
Ama içimde yıllardır taşıdığım başka bir yük daha var. Bunu kimseye söylemedim. Bir kadının deposunda duran tam bir koli tokmağı izinsiz alıp götürdüm. Evet, kulağa inanılmaz derecede saçma geliyor ama gerçek buydu. O gün bunun geçici olduğunu, sonra yerine koyacağımı düşündüm. Sonra işler karıştı, koli başka kolilerin arasına karıştı, ben de utandığım için gerçeği söyleyemedim. Aradan yıllar geçti ama o koli tokmak zihnimden hiç çıkmadı.
Belki de bugün hala Tokmakçı diye anılmamın sebebi budur. Hayat bana garip dersler verdi. Bir yanda tokmak ticareti, diğer yanda siber güvenlik... Bir yanda depolar, diğer yanda terminal ekranları... Şimdi geriye dönüp bakınca bunların hepsi absürt bir filmin sahneleri gibi geliyor. Eğer bu itirafı okuyan biri beni tanıyorsa şunu bilsin: Hayat bazen insanı hiç beklemediği yerlere sürüklüyor. Ben tokmak satarken kendimi siber güvenliğin içinde buldum. Bugün sistemleri korumaya çalışan biri olsam da geçmişimdeki o saçma olay ve kaybolan bir koli tokmak, hafızamın en tuhaf köşesinde yaşamaya devam ediyor. Sanırım Tokmakçı lakabı da sonsuza kadar peşimi bırakmayacak.